<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	
xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"

	>
<channel>
	<title>
	&#8220;Yine İlgilen Ama Hobi Olarak&#8230;&#8221; yazısına yapılan yorumlar	</title>
	<atom:link href="https://gerceginkitabi.com/2017/01/05/yine-ilgilen-ama-hobi-olarak/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://gerceginkitabi.com/2017/01/05/yine-ilgilen-ama-hobi-olarak/</link>
	<description>Kuran ve onun yansıttığı güncel gerçeklikle ilgili yazılar. Eleştirel düşünebilen sağduyulu okurlar için. Anlamak ve arınmak için.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 02 Jun 2017 21:02:13 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.21</generator>
			<item>
				<title>
				Yazar: ramelage				</title>
				<link>https://gerceginkitabi.com/2017/01/05/yine-ilgilen-ama-hobi-olarak/#comment-265</link>
		<dc:creator><![CDATA[ramelage]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jun 2017 21:02:13 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">https://gerceginkitabi.wordpress.com/?p=247#comment-265</guid>
					<description><![CDATA[Yaptığınız yorum, bana, &quot;Yalnızca bir kere geldiğim bu hayatta doğru idealler uğruna yaşamalı ve gerçeğin takipçisi olmalıyım. Fakat bana gerçeği gösterecek şeyin yalnız ve yalnız aklım ya da duyularım ya da sezgilerim olduğunu iddia edenler, kurdukları düşünce sistemlerinde evrensel iyiye tüm insanlığı yöneltebilme kapsayıcılığına sahip değillerdir ve bu sayılanları kendi başlarına yüceltmem, hayatımı çok yanlış bir yere çekebilir. İlahlaştırdığım sezgilerim her gün radyoda duyduklarımın, reklam panolarında gördüklerimin, çocukken deneyimlediklerimin... etkisiyle ben farkında olmadan yanlışa yönelmiş olabilir; güvenip dayandığım aklım problemli işliyor; taptığım deneycilikle gördüklerim beni yanıltıyor olabilir. O halde iyiye ve doğruya yönelmek ve içimdeki anlam arayışını doyurabilmek için tek şansım, her sabah yataktan kalktığımda sarsılmaz bir güvenle takipçisi olabileceğim, dünyaüstü bir değişmezliği olan ve doğruluğuna &quot;yakin hasıl edilebilecek&quot; kaidelerdir.&quot; akıl yürütmesindeki haklı nesnellik arayışının, zamanla yozlaşarak, doğruyu bulma sürecinde insanın yardımcılığını üstlenen sezgiyi (Bergson&#039;un ya da diğer batılıların yaptığı akademik tanımlardan ziyade, Kuran&#039;ın bahsettiği sezgi) ve vicdanı değersizleştirip her konuda iki kere ikinin dört etmesi gibi mutlak/matematiksel çerçeveler talep eden bir nevi &quot;rasyonel despotizm&quot;e dönüşebileceğini hatırlattı. Belli ki estetik konusunu irdelerken bu hataya düşmekteydim. Belirsizliğe savaş açıyormuş görüntüsü altında &quot; keskin çizgilerle belirlenmiş mevzuatlar oluşturmaya&quot; çalışmanın neden yıkıcı olabileceğini şimdi daha iyi idrak ediyorum, çünkü bu gibi konulardaki muğlaklık payı aslında bir problem değil zenginlik, vicdan denen kavramı önemli kılıyor, robot değil insan olmamızı sağlıyor, bunun sınırlarını kurcalamak da inek kıssasından örnek verdiğiniz gibi işi yokuşa sürmekten başka bir şey değil. Umarım sizi doğru anlamışımdır, eğer öyleyse, bunu hatırlamamı sağladığınız için sağ olun. &quot;Belirsizliği sevmek&quot; ilkesini kişisel gelişim kitaplarında gördüğüm için neden yaşadığını bilmeden, anlamsızca oradan oraya savrulan modern insanın uydurduğu bir çıkış tüneli zannetmiştim, ama çok benzer bir ifadeyi sizin diğer blogunuzda da gördüm, sizin modernist olmadığınıza eminim ve bu konuşmayla beraber de belirsizlikle ilgili algımı değiştirmem gerektiğini artık anlıyorum. İyi çalışmalar ve günler dilerim.]]></description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yaptığınız yorum, bana, &#8220;Yalnızca bir kere geldiğim bu hayatta doğru idealler uğruna yaşamalı ve gerçeğin takipçisi olmalıyım. Fakat bana gerçeği gösterecek şeyin yalnız ve yalnız aklım ya da duyularım ya da sezgilerim olduğunu iddia edenler, kurdukları düşünce sistemlerinde evrensel iyiye tüm insanlığı yöneltebilme kapsayıcılığına sahip değillerdir ve bu sayılanları kendi başlarına yüceltmem, hayatımı çok yanlış bir yere çekebilir. İlahlaştırdığım sezgilerim her gün radyoda duyduklarımın, reklam panolarında gördüklerimin, çocukken deneyimlediklerimin&#8230; etkisiyle ben farkında olmadan yanlışa yönelmiş olabilir; güvenip dayandığım aklım problemli işliyor; taptığım deneycilikle gördüklerim beni yanıltıyor olabilir. O halde iyiye ve doğruya yönelmek ve içimdeki anlam arayışını doyurabilmek için tek şansım, her sabah yataktan kalktığımda sarsılmaz bir güvenle takipçisi olabileceğim, dünyaüstü bir değişmezliği olan ve doğruluğuna &#8220;yakin hasıl edilebilecek&#8221; kaidelerdir.&#8221; akıl yürütmesindeki haklı nesnellik arayışının, zamanla yozlaşarak, doğruyu bulma sürecinde insanın yardımcılığını üstlenen sezgiyi (Bergson&#8217;un ya da diğer batılıların yaptığı akademik tanımlardan ziyade, Kuran&#8217;ın bahsettiği sezgi) ve vicdanı değersizleştirip her konuda iki kere ikinin dört etmesi gibi mutlak/matematiksel çerçeveler talep eden bir nevi &#8220;rasyonel despotizm&#8221;e dönüşebileceğini hatırlattı. Belli ki estetik konusunu irdelerken bu hataya düşmekteydim. Belirsizliğe savaş açıyormuş görüntüsü altında &#8221; keskin çizgilerle belirlenmiş mevzuatlar oluşturmaya&#8221; çalışmanın neden yıkıcı olabileceğini şimdi daha iyi idrak ediyorum, çünkü bu gibi konulardaki muğlaklık payı aslında bir problem değil zenginlik, vicdan denen kavramı önemli kılıyor, robot değil insan olmamızı sağlıyor, bunun sınırlarını kurcalamak da inek kıssasından örnek verdiğiniz gibi işi yokuşa sürmekten başka bir şey değil. Umarım sizi doğru anlamışımdır, eğer öyleyse, bunu hatırlamamı sağladığınız için sağ olun. &#8220;Belirsizliği sevmek&#8221; ilkesini kişisel gelişim kitaplarında gördüğüm için neden yaşadığını bilmeden, anlamsızca oradan oraya savrulan modern insanın uydurduğu bir çıkış tüneli zannetmiştim, ama çok benzer bir ifadeyi sizin diğer blogunuzda da gördüm, sizin modernist olmadığınıza eminim ve bu konuşmayla beraber de belirsizlikle ilgili algımı değiştirmem gerektiğini artık anlıyorum. İyi çalışmalar ve günler dilerim.</p>
]]></content:encoded>
						</item>
						<item>
				<title>
				Yazar: gerceginkitabi				</title>
				<link>https://gerceginkitabi.com/2017/01/05/yine-ilgilen-ama-hobi-olarak/#comment-264</link>
		<dc:creator><![CDATA[gerceginkitabi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jun 2017 18:58:49 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">https://gerceginkitabi.wordpress.com/?p=247#comment-264</guid>
					<description><![CDATA[Bu pilav çok su kaldırır. Üzerinde düşünebileceğiniz bir kaç noktaya değineyim.
Güzellik işlevsiz bir şey değil. Güzel bir heykel de, güzel bir kadının yüzü de dünyada bir şeyleri değiştiriyor. Düzgün bir yüz veya bedenin karşı cinse güçlü genleri haber verdiği hipotezini biliyorsunuzdur. Hiç bir şey boşuna yaratılmadı ise ve anlamsız değil ise, en sağlıklı eş adayı için edilen rekabetin de bir anlamı olmalı. Ameliyatlı bir yüz veya bedenle karşı cinsin karşısına çıktığınızda, o kişilerde kendiliğinden işleyen (irade dışı) çekim düzeneklerini kötüye kullanmış oluyorsunuz. Bir anlama yalan söylemiş oluyorsunuz. Bu elbette bakılmayacak denli arızalı biçimler için değil. Bozukluk kişinin insan içine çıkmasını engellemeye başlıyorsa o zaman ameliyatı düşünmekte bence bir sakınca yok. Plastik cerrahinin ortaya çıkışı da böyle olmuş, yani bu dal gerçek bir gereksinime yanıt arayan doktorların uğraşıp ortaya çıkardığı yöntemlerle başlamış. Çekim yasalarında olduğu gibi bu bilgi birikimi de sonradan kötüye kullanılmaya başlandı. &quot;Sınırı nereden çizeceğiz?&quot; derseniz, ben bunun haklı bir soru olmadığını ve ineğin rengine giden yolu açtığını düşünürüm. Her şeyde ölçü arıyoruz. Burada da ölçüyü gözeteceğiz. 
Kuran&#039;dan yargılar çıkarsamak, keskin çizgilerle belirlenmiş mevzuatlar oluşturmak değil bence. Bu noktayı kaçıranlar kadın nerelerini örtmeli tartışmasına da dalıyorlar örneğin. Başörtüsü için zıplayıp duruyorlar. Çevrene bir bak. Ne görüyorsun? Bilgiye dayanmayan bir başörtüsü inadı uğruna üniversite öğrenimi yarım kalmış kadınlarla, yarı çıplak gezen ve &quot;bana karışamazsın&quot; küstahlığını normalleştiren kadınlar görüyorum ben. İkisinin arasında bir yerde bir denge, bir ölçü olmalıydı. Kimse bu ölçüyü kovalamıyor. Veya milyar liralık bir plastik cerrahi sektörünün gayet düzgün kadınları kesip biçtiğini, öte yandan hastalık veya sakatlık geçirmiş insanların paraları yetmediği için eğri büğrü yüz ve vücutlarla gezmek zorunda kaldıklarını görüyorum. Ölçü, denge yok. Sağlıklı ve normal sayılan bir vücuda sahip olduğu halde estetik ameliyatla &quot;kusurlarını&quot; düzeltmek isteyenler aslında ölçüsü çoktan kaçmış görüntü ve seslerin etkisiyle bunu istiyorlar. Ölçüsüzlüğü kanıksıyor, sonra da anormal talepleri normalleştirmeye çalışıyorlar. Zaten derler ya, Kuran derdi olan adamın kitabı. Böyle aşırılıkların ve dengesizliklerin rahatsızlık vermediği kişiler Kuran&#039;ı yorumlasa ne, yorumlamasa ne. Vicdan bir hesap makinesi değil ki, bize kesin sınırlar çizsin.]]></description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bu pilav çok su kaldırır. Üzerinde düşünebileceğiniz bir kaç noktaya değineyim.<br />
Güzellik işlevsiz bir şey değil. Güzel bir heykel de, güzel bir kadının yüzü de dünyada bir şeyleri değiştiriyor. Düzgün bir yüz veya bedenin karşı cinse güçlü genleri haber verdiği hipotezini biliyorsunuzdur. Hiç bir şey boşuna yaratılmadı ise ve anlamsız değil ise, en sağlıklı eş adayı için edilen rekabetin de bir anlamı olmalı. Ameliyatlı bir yüz veya bedenle karşı cinsin karşısına çıktığınızda, o kişilerde kendiliğinden işleyen (irade dışı) çekim düzeneklerini kötüye kullanmış oluyorsunuz. Bir anlama yalan söylemiş oluyorsunuz. Bu elbette bakılmayacak denli arızalı biçimler için değil. Bozukluk kişinin insan içine çıkmasını engellemeye başlıyorsa o zaman ameliyatı düşünmekte bence bir sakınca yok. Plastik cerrahinin ortaya çıkışı da böyle olmuş, yani bu dal gerçek bir gereksinime yanıt arayan doktorların uğraşıp ortaya çıkardığı yöntemlerle başlamış. Çekim yasalarında olduğu gibi bu bilgi birikimi de sonradan kötüye kullanılmaya başlandı. &#8220;Sınırı nereden çizeceğiz?&#8221; derseniz, ben bunun haklı bir soru olmadığını ve ineğin rengine giden yolu açtığını düşünürüm. Her şeyde ölçü arıyoruz. Burada da ölçüyü gözeteceğiz.<br />
Kuran&#8217;dan yargılar çıkarsamak, keskin çizgilerle belirlenmiş mevzuatlar oluşturmak değil bence. Bu noktayı kaçıranlar kadın nerelerini örtmeli tartışmasına da dalıyorlar örneğin. Başörtüsü için zıplayıp duruyorlar. Çevrene bir bak. Ne görüyorsun? Bilgiye dayanmayan bir başörtüsü inadı uğruna üniversite öğrenimi yarım kalmış kadınlarla, yarı çıplak gezen ve &#8220;bana karışamazsın&#8221; küstahlığını normalleştiren kadınlar görüyorum ben. İkisinin arasında bir yerde bir denge, bir ölçü olmalıydı. Kimse bu ölçüyü kovalamıyor. Veya milyar liralık bir plastik cerrahi sektörünün gayet düzgün kadınları kesip biçtiğini, öte yandan hastalık veya sakatlık geçirmiş insanların paraları yetmediği için eğri büğrü yüz ve vücutlarla gezmek zorunda kaldıklarını görüyorum. Ölçü, denge yok. Sağlıklı ve normal sayılan bir vücuda sahip olduğu halde estetik ameliyatla &#8220;kusurlarını&#8221; düzeltmek isteyenler aslında ölçüsü çoktan kaçmış görüntü ve seslerin etkisiyle bunu istiyorlar. Ölçüsüzlüğü kanıksıyor, sonra da anormal talepleri normalleştirmeye çalışıyorlar. Zaten derler ya, Kuran derdi olan adamın kitabı. Böyle aşırılıkların ve dengesizliklerin rahatsızlık vermediği kişiler Kuran&#8217;ı yorumlasa ne, yorumlamasa ne. Vicdan bir hesap makinesi değil ki, bize kesin sınırlar çizsin.</p>
]]></content:encoded>
						</item>
						<item>
				<title>
				Yazar: ramelage				</title>
				<link>https://gerceginkitabi.com/2017/01/05/yine-ilgilen-ama-hobi-olarak/#comment-263</link>
		<dc:creator><![CDATA[ramelage]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Jun 2017 16:55:50 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">https://gerceginkitabi.wordpress.com/?p=247#comment-263</guid>
					<description><![CDATA[Abi selamlar. Öncelikle belirtmem gerekiyor ki yazılarını takip etmeye başlayalı bir yılı geçiyor. Tüm bu süreçte araştırmalarına yansıttığın özenden ve emekten ötürü öncelikle teşekkürlerimi, ardından tebriklerimi sunarım. Gelecekte ben de senin gibi meraklı olduğum bu konularda bir şeyler üretmeye geçersem blogundan epey istifade etmiş bir vaziyette olacağım.
Bu girişten sonra estetik ameliyat ile ilgili düşüncelerine bir eleştiride bulunmak istiyorum. Aslında aklımda bazı sorular var da denilebilir.  
İslam adı altında -dinin böyle bir buyruğu kat&#039;iyyen olmamasına rağmen- dünyanın boşverildiğine, özellikle tarikat benzeri oluşumlarda sıklıkla tanık oluyoruz. Hayatımın bilinçsiz (ya da daha az bilinç sahibi) dönemlerinde ben de &quot;Eğer mütedeyyin, sıkı bir Müslüman olduğumda bu iğrenç hale geleceksem lanet olsun, istemez&quot; diyip kaçmıştım bahsettiğim çileci yaklaşımdan. İnsanın fiziksel olan her şeyi boşvermesi, sanki bunlar zihinselle beraber bir bütünün parçası değilmiş gibi hareket etmesi kesinlikle doğamıza aykırı bulduğum bir hareketti ve halen de öyle.
Estetik konusunda yöneltmek istediğim sorular şunlar:
1) &quot;..Sağlıklı bir organı yaralamayı, kesip eksiltmeyi..&quot; demişsiniz. Buradaki sağlık tanımını bahsedilen organın fonksiyonunu yerine getirip getirememesine göre yaptığınız anlaşılıyor. Birisi çıkıp &quot;Karaciğerim genetik olarak sıkıntılı olduğunda bunu ilaçlar ya da ameliyatlar vasıtasıyla düzeltmem yanlış olmuyor da, yamuk burnumu düzelttirmem neden yanlış oluyor?&quot; sorusunu sorduğu zaman bu perspektifin sunacağı cevap açık: &quot;Çünkü karaciğerin vücuttaki has fonksiyonunu yerine getiremiyor, oysa burnun sana nefes alıp vermede bir problem yaşatmadığı halde sen, daha iyi görünmek için onu değiştirmek istiyorsun.&quot; Peki ama, bu &quot;fonksiyon&quot;un tanımını neye göre yaptınız? Size insan yüzündeki her bileşenin yaşama ve korunma içgüdüsüne cevap veren tıbbi işlevlerin (nefes alma, çiğneme, gözü tozlardan koruma) yanında bir de aynen o içgüdüler gibi en temelde yer alan üreme güdüsüne yardımcı olduğunu, yakışıklı/güzel olmanın eş seçiminde çok büyük bir avantaj sağladığını, o halde burnumuzdan, kulağımızdan, kaşımızdan… bahsederken sadece karaciğer için yaptığımız gibi sadece “tıbbi işleve göre” değerlendirme yapamayacağımızı atlatan nedir? Şimdiye kadar hiç pankreasımı beğenen bir kız arkadaşım olmadı. Fakat sizin yüzümüzün sosyal etkileşimdeki bu devasa rolünü atlayarak burnu nefes almaya indirgemeniz beni hayal kırıklığına uğrattı. O yüzdendir ki genetik dezavantajları nedeniyle hayat boyu tüm ilişkilerinde özgüvensiz hisseden, kaybeden, karşılık bulamayan vb. yüzbinlerce insana “sen nefes alabiliyorsun/kaşların gözlerini koruyabiliyor/yemekleri çiğneyebiliyorsun, gerisi önemli değil” demek, bana yazının başında bahsettiğim “dergaha kapan, karşı cinsten kaç” dinindeki fizikselliği yadsıma merakını çağrıştırıyor. Bilmiyorum, bu modernistlik mi? “Kendini olduğun gibi kabul et” gibi popüler söylemleri de vücutla ilgili bu konularda çok saçma buluyorum. İnsanın hayatı boyunca yalnız, özgüvensiz ve mutsuz, ya da en azından eş seçiminde talihsiz yaşamayı “kafaya takmayıp” böylesine temel bir güdüyü değersizleştirmesi, popüler kültürün bu gibi zırvalarıyla da örtülemiyor. Dini camia ise “Allah’ın yaratılışını değiştirmek”ten başka bir argüman üretemiyor. Eğer benim gibi karaciğer değişimiyle burun değişiminin iki çok temel içgüdüye hizmet eden iki çok temel eylem olarak algılanabileceğini savunuyorsanız, bu da etkisizleşiyor. Mesele herhangi bir estetik ameliyattan sonra zincirleme etkisiyle başka yerlerimi de değiştirmek isteyeceğim ve tamamen normal, insan olmaktan kaynaklanan kusurlarıma da savaş açıp Yunan tanrılarına benzemeye çalışacağım endişesi mi? Mesele doğacak çocuğuma genetik olarak eski, kusurlu halimin kodlarını aktaracağım için yüz hatlarımı beğenerek benimle evlenen eşime bir nevi “yalan söylemiş” olmak mı? Kafam çok karışık bu konuda. 18 yaşındayım, hatırlarsınız beni, 4-5. Yorumum olmalı. Bu konuyu bu kadar irdeleyecek herhangi bir fiziksel kusurum yok, elim yüzüm düzgün. Benim derdim fizikselliği insan yaşayışından bütünüyle çıkarıp atmak isteyen o hastalıklı tarikat ideolojisiyle ve çoooook uzaktan da olsa onla ilişkilendirebileceğim düşünceleri sonuna kadar eleştirmeyi, mümkünse çürütmeyi görev biliyorum. Çünkü belki ben daha sonra Kuran’ın kaynaklığıyla tanışmış olabilirim, alim değilim ama en azından “İslam gerçekte bu heriflerin yaşadığı şey değilmiş” diyebilmiş olabilirim. Fakat uyandığım her yeni günde süslü reklamlar ve binlerce propaganda kanalı eşliğinde –yalnızca- fizikselliği öne çıkaran modernizmin etkisiyle arkadaşlarım başta olmak üzere tüm toplumun İslam zannetikleri ve kendi hayatlarına iyilik getirmektense onu bir zindana çevireceğini düşündükleri fikirlerden nasıl nefret etmeye başladığını görüyorum. Bu insanlar aslında haklı bir tepkiyle tarikatların tuzağından kaçıyorlar ama ne yazık ki yolun sonunda modernizmin tuzağına düşüyorlar. Kızlara dokunmayan ve onlarla konuşmayan arkadaşıma gösterdiğim tepki, beni öyle bir ele geçiriyor ki bu sefer özgürlük adı altında pornografi bağımlılığına itiliyorum, mesela. Bunu kendime dert ediyorum çünkü az kalsın aynısını yaşayacaktım. Onların bu yola gitmesinde belki araştırıp okumamaları, kendi tembellikleri birincil sebep ama savaş açmamız gereken iğrençlikler de onları oraya itiyor. Estetik de tam arada kaldığım bir tartışma konusu. Umarım meramımı anlatabilmişimdir.

Abi bu arada, senin de bir defasında söylediğin gibi, &quot;Sanırım derdimi anlatabilmek için yukarıda ileride cımbızlanarak bana karşı kullanılabilecek bir kaç cümle kurmak zorunda kaldım.&quot; Aynen kopyaladım. Umarım yararlı bir diyalog olur. 

İyi çalışmalar, iyi günler dilerim.]]></description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Abi selamlar. Öncelikle belirtmem gerekiyor ki yazılarını takip etmeye başlayalı bir yılı geçiyor. Tüm bu süreçte araştırmalarına yansıttığın özenden ve emekten ötürü öncelikle teşekkürlerimi, ardından tebriklerimi sunarım. Gelecekte ben de senin gibi meraklı olduğum bu konularda bir şeyler üretmeye geçersem blogundan epey istifade etmiş bir vaziyette olacağım.<br />
Bu girişten sonra estetik ameliyat ile ilgili düşüncelerine bir eleştiride bulunmak istiyorum. Aslında aklımda bazı sorular var da denilebilir.<br />
İslam adı altında -dinin böyle bir buyruğu kat&#8217;iyyen olmamasına rağmen- dünyanın boşverildiğine, özellikle tarikat benzeri oluşumlarda sıklıkla tanık oluyoruz. Hayatımın bilinçsiz (ya da daha az bilinç sahibi) dönemlerinde ben de &#8220;Eğer mütedeyyin, sıkı bir Müslüman olduğumda bu iğrenç hale geleceksem lanet olsun, istemez&#8221; diyip kaçmıştım bahsettiğim çileci yaklaşımdan. İnsanın fiziksel olan her şeyi boşvermesi, sanki bunlar zihinselle beraber bir bütünün parçası değilmiş gibi hareket etmesi kesinlikle doğamıza aykırı bulduğum bir hareketti ve halen de öyle.<br />
Estetik konusunda yöneltmek istediğim sorular şunlar:<br />
1) &#8220;..Sağlıklı bir organı yaralamayı, kesip eksiltmeyi..&#8221; demişsiniz. Buradaki sağlık tanımını bahsedilen organın fonksiyonunu yerine getirip getirememesine göre yaptığınız anlaşılıyor. Birisi çıkıp &#8220;Karaciğerim genetik olarak sıkıntılı olduğunda bunu ilaçlar ya da ameliyatlar vasıtasıyla düzeltmem yanlış olmuyor da, yamuk burnumu düzelttirmem neden yanlış oluyor?&#8221; sorusunu sorduğu zaman bu perspektifin sunacağı cevap açık: &#8220;Çünkü karaciğerin vücuttaki has fonksiyonunu yerine getiremiyor, oysa burnun sana nefes alıp vermede bir problem yaşatmadığı halde sen, daha iyi görünmek için onu değiştirmek istiyorsun.&#8221; Peki ama, bu &#8220;fonksiyon&#8221;un tanımını neye göre yaptınız? Size insan yüzündeki her bileşenin yaşama ve korunma içgüdüsüne cevap veren tıbbi işlevlerin (nefes alma, çiğneme, gözü tozlardan koruma) yanında bir de aynen o içgüdüler gibi en temelde yer alan üreme güdüsüne yardımcı olduğunu, yakışıklı/güzel olmanın eş seçiminde çok büyük bir avantaj sağladığını, o halde burnumuzdan, kulağımızdan, kaşımızdan… bahsederken sadece karaciğer için yaptığımız gibi sadece “tıbbi işleve göre” değerlendirme yapamayacağımızı atlatan nedir? Şimdiye kadar hiç pankreasımı beğenen bir kız arkadaşım olmadı. Fakat sizin yüzümüzün sosyal etkileşimdeki bu devasa rolünü atlayarak burnu nefes almaya indirgemeniz beni hayal kırıklığına uğrattı. O yüzdendir ki genetik dezavantajları nedeniyle hayat boyu tüm ilişkilerinde özgüvensiz hisseden, kaybeden, karşılık bulamayan vb. yüzbinlerce insana “sen nefes alabiliyorsun/kaşların gözlerini koruyabiliyor/yemekleri çiğneyebiliyorsun, gerisi önemli değil” demek, bana yazının başında bahsettiğim “dergaha kapan, karşı cinsten kaç” dinindeki fizikselliği yadsıma merakını çağrıştırıyor. Bilmiyorum, bu modernistlik mi? “Kendini olduğun gibi kabul et” gibi popüler söylemleri de vücutla ilgili bu konularda çok saçma buluyorum. İnsanın hayatı boyunca yalnız, özgüvensiz ve mutsuz, ya da en azından eş seçiminde talihsiz yaşamayı “kafaya takmayıp” böylesine temel bir güdüyü değersizleştirmesi, popüler kültürün bu gibi zırvalarıyla da örtülemiyor. Dini camia ise “Allah’ın yaratılışını değiştirmek”ten başka bir argüman üretemiyor. Eğer benim gibi karaciğer değişimiyle burun değişiminin iki çok temel içgüdüye hizmet eden iki çok temel eylem olarak algılanabileceğini savunuyorsanız, bu da etkisizleşiyor. Mesele herhangi bir estetik ameliyattan sonra zincirleme etkisiyle başka yerlerimi de değiştirmek isteyeceğim ve tamamen normal, insan olmaktan kaynaklanan kusurlarıma da savaş açıp Yunan tanrılarına benzemeye çalışacağım endişesi mi? Mesele doğacak çocuğuma genetik olarak eski, kusurlu halimin kodlarını aktaracağım için yüz hatlarımı beğenerek benimle evlenen eşime bir nevi “yalan söylemiş” olmak mı? Kafam çok karışık bu konuda. 18 yaşındayım, hatırlarsınız beni, 4-5. Yorumum olmalı. Bu konuyu bu kadar irdeleyecek herhangi bir fiziksel kusurum yok, elim yüzüm düzgün. Benim derdim fizikselliği insan yaşayışından bütünüyle çıkarıp atmak isteyen o hastalıklı tarikat ideolojisiyle ve çoooook uzaktan da olsa onla ilişkilendirebileceğim düşünceleri sonuna kadar eleştirmeyi, mümkünse çürütmeyi görev biliyorum. Çünkü belki ben daha sonra Kuran’ın kaynaklığıyla tanışmış olabilirim, alim değilim ama en azından “İslam gerçekte bu heriflerin yaşadığı şey değilmiş” diyebilmiş olabilirim. Fakat uyandığım her yeni günde süslü reklamlar ve binlerce propaganda kanalı eşliğinde –yalnızca- fizikselliği öne çıkaran modernizmin etkisiyle arkadaşlarım başta olmak üzere tüm toplumun İslam zannetikleri ve kendi hayatlarına iyilik getirmektense onu bir zindana çevireceğini düşündükleri fikirlerden nasıl nefret etmeye başladığını görüyorum. Bu insanlar aslında haklı bir tepkiyle tarikatların tuzağından kaçıyorlar ama ne yazık ki yolun sonunda modernizmin tuzağına düşüyorlar. Kızlara dokunmayan ve onlarla konuşmayan arkadaşıma gösterdiğim tepki, beni öyle bir ele geçiriyor ki bu sefer özgürlük adı altında pornografi bağımlılığına itiliyorum, mesela. Bunu kendime dert ediyorum çünkü az kalsın aynısını yaşayacaktım. Onların bu yola gitmesinde belki araştırıp okumamaları, kendi tembellikleri birincil sebep ama savaş açmamız gereken iğrençlikler de onları oraya itiyor. Estetik de tam arada kaldığım bir tartışma konusu. Umarım meramımı anlatabilmişimdir.</p>
<p>Abi bu arada, senin de bir defasında söylediğin gibi, &#8220;Sanırım derdimi anlatabilmek için yukarıda ileride cımbızlanarak bana karşı kullanılabilecek bir kaç cümle kurmak zorunda kaldım.&#8221; Aynen kopyaladım. Umarım yararlı bir diyalog olur. </p>
<p>İyi çalışmalar, iyi günler dilerim.</p>
]]></content:encoded>
						</item>
						<item>
				<title>
				Yazar: Arapça Sözcük Denkliği ve Anlam Kıyımı &#124;				</title>
				<link>https://gerceginkitabi.com/2017/01/05/yine-ilgilen-ama-hobi-olarak/#comment-262</link>
		<dc:creator><![CDATA[Arapça Sözcük Denkliği ve Anlam Kıyımı &#124;]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 May 2017 18:14:23 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">https://gerceginkitabi.wordpress.com/?p=247#comment-262</guid>
					<description><![CDATA[[&#8230;] Bu konuda daha fazla tartışma için Dinden Boşalan Yeri Din Doldurur, Dinle İlgilenmiyorum ve Hobi Olarak&#8230; yazılarıma bakın. Şimdilik bu derin konuyu kapatıp son bir örnek daha [&#8230;]]]></description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[&#8230;] Bu konuda daha fazla tartışma için Dinden Boşalan Yeri Din Doldurur, Dinle İlgilenmiyorum ve Hobi Olarak&#8230; yazılarıma bakın. Şimdilik bu derin konuyu kapatıp son bir örnek daha [&#8230;]</p>
]]></content:encoded>
						</item>
						<item>
				<title>
				Yazar: Nerazzuri				</title>
				<link>https://gerceginkitabi.com/2017/01/05/yine-ilgilen-ama-hobi-olarak/#comment-261</link>
		<dc:creator><![CDATA[Nerazzuri]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Mar 2017 13:29:45 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">https://gerceginkitabi.wordpress.com/?p=247#comment-261</guid>
					<description><![CDATA[Merhaba, yazılarınızı Martin luther gibi asmak gerek &#039;&#039;Gerçeğin manifestosu&#039;&#039; diye.. :) Ve bir de gmail&#039;e yazı yazmıştım bakabilirmisiniz. Çok teşekkürler.

“Karanlıkta dile getirmekten çekindiğiniz hakikat, bir gün aydınlıkta işitilecek ve gizli mekânlarda öğrendiğiniz bir inancı, bir gün çatılardan haykıracaksınız ve insanlar buna inanacak.”   İsa Mesih]]></description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba, yazılarınızı Martin luther gibi asmak gerek &#8221;Gerçeğin manifestosu&#8221; diye.. 🙂 Ve bir de gmail&#8217;e yazı yazmıştım bakabilirmisiniz. Çok teşekkürler.</p>
<p>“Karanlıkta dile getirmekten çekindiğiniz hakikat, bir gün aydınlıkta işitilecek ve gizli mekânlarda öğrendiğiniz bir inancı, bir gün çatılardan haykıracaksınız ve insanlar buna inanacak.”   İsa Mesih</p>
]]></content:encoded>
						</item>
						<item>
				<title>
				Yazar: ramelage				</title>
				<link>https://gerceginkitabi.com/2017/01/05/yine-ilgilen-ama-hobi-olarak/#comment-260</link>
		<dc:creator><![CDATA[ramelage]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Mar 2017 20:30:31 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">https://gerceginkitabi.wordpress.com/?p=247#comment-260</guid>
					<description><![CDATA[Abi selamlar. Maddeciliğin ve hedonizmin bangır bangır propagandasını yaptığı fakat Kur&#039;an perspektifinden bakıldığında aslında büyük bir yanılgı olduğunu anladığımız bir şeyle karşı karşıya olduğumuzu fark ediyorum. 10. sınıfta alanında başarılı bir psikoloğa gidiyordum ve yaşama anlam verme çabamda bocaladığımı hissettiğimi, habire değiştiğimi, yüzlerce argüman, yüzlerce otorite, yüzlerce akım ve yüzlerce filozof arasında aynı günün saatleri arasında bile gidip gelmenin beni yıprattığını, sezgiye mi akla mı yoksa yalnız maddeye mi güvenmem gerektiğini bilmediğimi... sıraladıktan sonra dünyanın en büyük psikoloğu da olsa onun da sonuçta bir insan olduğunu, dolayısıyla &quot;her şey hiçliğe gömülüyorsa tüm bu hayat koşuşturmasının ne anlamı var?&quot; sorusunu -eğer peygamberlik iddiasında değilse- o dahil kimsenin yanıtlayamayacağını söylemiştim. Dün gibi hatırlıyorum, bana &quot;bu kadar analitik düşünmemelisin&quot; ve &quot;bir cevaba ulaşamamayı kabullenmelisin. bunu neden korkunç görüyorsun?&quot; denmişti. &quot;sonuçta bir futbol maçını kazanınca seviniyorsun. biten bir şeyden de keyif alınabilir. buradaki zamanını böyle düşüncelerle karartmaktansa hayatını iyi geçirmeye odaklansana?&quot;...

aradan iki yıl geçtikten sonra bir yanılgı seziyorum. dini olanla din dışı olan gibi bir ayrım yapamayacağımızı, dini tapınağa hapsedemeyeceğimizi diğer yazılarında irdelemiştin abi. şimdi başka bir şey soruyorum: burada bu öneriyi yapan maddecinin problemi, dinin, insanın hem bu hem diğer dünyadaki iyiliğini isteyen bir tanrıdan değil de yaşantımızın onun kaprisli ve anlaşılmaz taleplerine boyun eğmemizle kısıtlanmasını isteyen bir tanrıdan geldiği önyargısı mı? dine tabi olursam bir kurallar bütünüyle sarmalanıyorum ve bu, beni bu hayatı &quot;iyi&quot; yaşamış olmaktan alıkoyuyor, dini yadsırsam da içimdeki asla dolamayacak boşluğu her şeyi &quot;özgürce&quot; yaparak sonuçta buradaki zamanını &quot;iyi&quot; değerlendirmiş olmamın avuntusuyla atlatıyorum (!). materyalist/hedonist bu propagandadan aynı anda hem bir dine tabi olmak hem de &quot;iyi&quot; yaşamak mümkün değilmiş sonucu çıkıyor.

maç örneğiyle alakalı bir sıkıntı daha var.

bir maçtan keyif almamıza neden olan şey zaten o maçın bitiş düdüğüdür aslında. &quot;kazanmak&quot;, &quot;başarmak&quot; ancak bu yolla mümkün olabilir, yani maç içinde verdiğimiz tüm mücadele maç bittiğinde anlam kazanır. halbuki hedonistlerin örneğinde durum tam tersi. mutlak anlamda zıt. onların dünyasında ise tüm mücadele bitiş düdüğüyle bilakis anlamsızlaşmaya mahkum.]]></description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Abi selamlar. Maddeciliğin ve hedonizmin bangır bangır propagandasını yaptığı fakat Kur&#8217;an perspektifinden bakıldığında aslında büyük bir yanılgı olduğunu anladığımız bir şeyle karşı karşıya olduğumuzu fark ediyorum. 10. sınıfta alanında başarılı bir psikoloğa gidiyordum ve yaşama anlam verme çabamda bocaladığımı hissettiğimi, habire değiştiğimi, yüzlerce argüman, yüzlerce otorite, yüzlerce akım ve yüzlerce filozof arasında aynı günün saatleri arasında bile gidip gelmenin beni yıprattığını, sezgiye mi akla mı yoksa yalnız maddeye mi güvenmem gerektiğini bilmediğimi&#8230; sıraladıktan sonra dünyanın en büyük psikoloğu da olsa onun da sonuçta bir insan olduğunu, dolayısıyla &#8220;her şey hiçliğe gömülüyorsa tüm bu hayat koşuşturmasının ne anlamı var?&#8221; sorusunu -eğer peygamberlik iddiasında değilse- o dahil kimsenin yanıtlayamayacağını söylemiştim. Dün gibi hatırlıyorum, bana &#8220;bu kadar analitik düşünmemelisin&#8221; ve &#8220;bir cevaba ulaşamamayı kabullenmelisin. bunu neden korkunç görüyorsun?&#8221; denmişti. &#8220;sonuçta bir futbol maçını kazanınca seviniyorsun. biten bir şeyden de keyif alınabilir. buradaki zamanını böyle düşüncelerle karartmaktansa hayatını iyi geçirmeye odaklansana?&#8221;&#8230;</p>
<p>aradan iki yıl geçtikten sonra bir yanılgı seziyorum. dini olanla din dışı olan gibi bir ayrım yapamayacağımızı, dini tapınağa hapsedemeyeceğimizi diğer yazılarında irdelemiştin abi. şimdi başka bir şey soruyorum: burada bu öneriyi yapan maddecinin problemi, dinin, insanın hem bu hem diğer dünyadaki iyiliğini isteyen bir tanrıdan değil de yaşantımızın onun kaprisli ve anlaşılmaz taleplerine boyun eğmemizle kısıtlanmasını isteyen bir tanrıdan geldiği önyargısı mı? dine tabi olursam bir kurallar bütünüyle sarmalanıyorum ve bu, beni bu hayatı &#8220;iyi&#8221; yaşamış olmaktan alıkoyuyor, dini yadsırsam da içimdeki asla dolamayacak boşluğu her şeyi &#8220;özgürce&#8221; yaparak sonuçta buradaki zamanını &#8220;iyi&#8221; değerlendirmiş olmamın avuntusuyla atlatıyorum (!). materyalist/hedonist bu propagandadan aynı anda hem bir dine tabi olmak hem de &#8220;iyi&#8221; yaşamak mümkün değilmiş sonucu çıkıyor.</p>
<p>maç örneğiyle alakalı bir sıkıntı daha var.</p>
<p>bir maçtan keyif almamıza neden olan şey zaten o maçın bitiş düdüğüdür aslında. &#8220;kazanmak&#8221;, &#8220;başarmak&#8221; ancak bu yolla mümkün olabilir, yani maç içinde verdiğimiz tüm mücadele maç bittiğinde anlam kazanır. halbuki hedonistlerin örneğinde durum tam tersi. mutlak anlamda zıt. onların dünyasında ise tüm mücadele bitiş düdüğüyle bilakis anlamsızlaşmaya mahkum.</p>
]]></content:encoded>
						</item>
						<item>
				<title>
				Yazar: gerceginkitabi				</title>
				<link>https://gerceginkitabi.com/2017/01/05/yine-ilgilen-ama-hobi-olarak/#comment-259</link>
		<dc:creator><![CDATA[gerceginkitabi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2017 10:01:46 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">https://gerceginkitabi.wordpress.com/?p=247#comment-259</guid>
					<description><![CDATA[Kuran&#039;a bu kadar yoğunlaşıyor olmam(ız)da coğrafyanın etkisi vardır elbette, bunu inkar edemem. Herhangi bir kitapçıya gittiğimde rafta Kuran&#039;ı görüyorum. Kitabı Mukaddes&#039;i görme olasılığım düşük. Ama coğrafya nedeniyle kendisine Kuran &lt;em&gt;ulaşmamış &lt;/em&gt;kişilerin büyük bir bölümü yaşamlarının en az bir noktasında böyle bir mesajın varlığından haberdar oluyorlar ve ilgilenmemeyi özgür iradeleriyle seçiyorlar. 11 Eylül&#039;ün bir terörist saldırı olduğunu düşünen bir kişiye bunun büyük bir yalan olduğunu ve bunu anlaması için filanca belgeseli izlemesi, falanca kitabı okuması gerektiğini söylediğim bir kişi, özgür iradesiyle önerimi geri çevirdi. Bu kişi ömrünün kalanını bu konuda aldatılarak geçirmeyi bir ölçüde kendi istedi, şu anda bir ölçüde kendi seçiminin sonucunu yaşıyor. Bilmem anlatabiliyor muyum?

Maddecinin yanılgısı, anladığım kadarıyla, tanım yaparken nesnel sınırlar çizememek. Gayba inanmak yazımda kısaca değinmiştim. Bilimsel yöntemde sezgi ve sanıya zorunlu olarak gerek duyuyorsunuz. Sezgi, sanı, &lt;em&gt;inanç &lt;/em&gt;olmadan hipotez kurup bunu sınayamıyorsunuz. Maddeci bunun da maddeden, yani önceki bilimsel birikimden kaynaklandığını söyleyerek aslında kavram-sözcük oyunu yapıyor ve bu eleştiriyi kendince atlatmış oluyor. Benzer bir atlatmayı laiklik-teokrasi tartışmasında görüyoruz. &quot;Din&quot;in tanımını, sekülerliğin tanımından yola çıkarak yapmaya kalkıyorlar ve aynı yanılgıya düşüyorlar. &quot;O aslında sezgi değildir, bilgidir&quot;. Veya &quot;o zaman o din olmaktan çıkar, politika olur&quot;. Fiziksel olanla tinsel olanın arasındaki ayrımı nasıl tanımlayacağız, buna odaklanmak gerek. Soyutla somutu ayıran şey tam olarak nedir, bu konuda net olamıyoruz örneğin. Bunu fark edene dek ben de somutla soyutun kolaylıkla ayrılabileceğini sanıyordum. Bir zamanlar bilimsel yöntemden inancın arındırılabileceğini veya dini dindışından yalıtabileceğimizi sandığım gibi. Yaşamın bir anlamı olmadığını söyleyenler aslında yaşama bir anlam veriyorlar, yalnızca itiraf etmiyorlar. Anayasaya &quot;mutluluğu arama hakkı&quot; yazmayı biliyorlar, ama mutluluğun tanımını yapamıyoruz, mutluluğun neden iyi olduğunu söyleyemiyoruz. &quot;Bireyin topluma ahlaki bir borcu yok&quot; diyorlar (=sekülerim+hümanizm+liberalizm), buna özgürlük adını veriyorlar. Ama vergi ödemek gerektiğini de söylüyorlar. &quot;Toplum bireye karışamaz&quot; diyorlar ama intihar edeni kurtarıyorlar. &quot;Neden kurtardınız?&quot; diye sorsak bunun yanıtını hiç düşünmediklerini fark etmeleri olasıdır. Daha iyi bir dünya düşlüyorlar, umutları var, haksızlık onları üzüyor /öfkelendiriyor, içlerindeki iyi olma itkisine parçalı da olsa boyun eğiyorlar (13:15). Buna karşın yaşamın bir anlamı olmadığını söyleyerek kendileriyle açıkça çelişiyorlar. Özgürlük diye, bir şeyin &quot;değil&quot;ine demişiz. Bir şeyin değilini özgürlük olarak adlandırıyoruz. Tutsak olmama durumuna demişiz. Tutsaklıktan tutsak olmama durumuna geçiş sürecine de özgürleşme diyoruz. Yani yön bildiren bir etkinlik. Peki, köle olmadığını düşünenlerin daha da özgürleşmeleri ne demek? Yani nereden, nereye doğru özgürleşiyorsun? Yolculuk nereye? Şimdiye dek nerelerden geçmiş diye tarihe baktığımızda bunu görüyoruz: Sorumluluktan sorumsuzluğa doğru. Kuran başından sonuna dek insana sorumluluğunu hatırlatıyor. Modernizm ise sorumsuzluğu, yani özgürlüğü yüceltiyor. Kuran kavgalı eşlerin arasını bul diyor, modernizm ise intihar edeni neden kurtardığını unutup &quot;başkasının yaşamına karışma&quot; diyor. Yani sorumluluğu inkar ediyor. Arapçada din yükümlülük demek. Kimin, neye yükümlülüğünü anlatıyor Kuran? Bireyin topluma, Toplumun Tanrı&#039;ya, yani mutlak ve değişmez iyiye. Modernizm yükümlülüğü inkar ediyor. &quot;Kimse benim seçimlerime karışamaz.&quot; Ama yüz elli bin yıldır herkes herkese karışarak hayatta kalabilmişiz. Tarih, antropoloji, nörobilim, ruhbilim, hatta matematik bile diyor ki, insan hayatta kalabilmek için birbirinin hayatına karışmak zorundadır. Kendi buğdayını yetiştirip ekmeğini yapamıyorsan, çiftçinin buğdayı nasıl yetiştirdiğine, fırıncının ekmeği nasıl yaptığına karışmak zorundasın. Yani çiftçiden, fırıncıdan &quot;özgürleşemezsin&quot;. Çiftçiyi ve fırıncıyı istediğin gibi davranmaya yöneltmek için ideallere muhtaçsın. Bir totemin çevresinde birlikte dans etmek veya cuma günleri birlikte Kuran okumak zorundasın, sana hangisi yakınsa artık. Yoksa fazla yaşamazsın, bu kadar basit. Bilimsel, matematiksel, inkar edilemeyecek bir sağkalım denklemi bu. Gel gör ki bu apaçık gerçeği &quot;bilim&quot; adına reddediyorlar. Çık işin içinden çıkabiliyorsan.

Biraz dağınık oldu. Hazırlıksız bu kadar oluyor. Bunları derleyip toparlamayı düşünüyorum üç vakte kadar.]]></description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Kuran&#8217;a bu kadar yoğunlaşıyor olmam(ız)da coğrafyanın etkisi vardır elbette, bunu inkar edemem. Herhangi bir kitapçıya gittiğimde rafta Kuran&#8217;ı görüyorum. Kitabı Mukaddes&#8217;i görme olasılığım düşük. Ama coğrafya nedeniyle kendisine Kuran <em>ulaşmamış </em>kişilerin büyük bir bölümü yaşamlarının en az bir noktasında böyle bir mesajın varlığından haberdar oluyorlar ve ilgilenmemeyi özgür iradeleriyle seçiyorlar. 11 Eylül&#8217;ün bir terörist saldırı olduğunu düşünen bir kişiye bunun büyük bir yalan olduğunu ve bunu anlaması için filanca belgeseli izlemesi, falanca kitabı okuması gerektiğini söylediğim bir kişi, özgür iradesiyle önerimi geri çevirdi. Bu kişi ömrünün kalanını bu konuda aldatılarak geçirmeyi bir ölçüde kendi istedi, şu anda bir ölçüde kendi seçiminin sonucunu yaşıyor. Bilmem anlatabiliyor muyum?</p>
<p>Maddecinin yanılgısı, anladığım kadarıyla, tanım yaparken nesnel sınırlar çizememek. Gayba inanmak yazımda kısaca değinmiştim. Bilimsel yöntemde sezgi ve sanıya zorunlu olarak gerek duyuyorsunuz. Sezgi, sanı, <em>inanç </em>olmadan hipotez kurup bunu sınayamıyorsunuz. Maddeci bunun da maddeden, yani önceki bilimsel birikimden kaynaklandığını söyleyerek aslında kavram-sözcük oyunu yapıyor ve bu eleştiriyi kendince atlatmış oluyor. Benzer bir atlatmayı laiklik-teokrasi tartışmasında görüyoruz. &#8220;Din&#8221;in tanımını, sekülerliğin tanımından yola çıkarak yapmaya kalkıyorlar ve aynı yanılgıya düşüyorlar. &#8220;O aslında sezgi değildir, bilgidir&#8221;. Veya &#8220;o zaman o din olmaktan çıkar, politika olur&#8221;. Fiziksel olanla tinsel olanın arasındaki ayrımı nasıl tanımlayacağız, buna odaklanmak gerek. Soyutla somutu ayıran şey tam olarak nedir, bu konuda net olamıyoruz örneğin. Bunu fark edene dek ben de somutla soyutun kolaylıkla ayrılabileceğini sanıyordum. Bir zamanlar bilimsel yöntemden inancın arındırılabileceğini veya dini dindışından yalıtabileceğimizi sandığım gibi. Yaşamın bir anlamı olmadığını söyleyenler aslında yaşama bir anlam veriyorlar, yalnızca itiraf etmiyorlar. Anayasaya &#8220;mutluluğu arama hakkı&#8221; yazmayı biliyorlar, ama mutluluğun tanımını yapamıyoruz, mutluluğun neden iyi olduğunu söyleyemiyoruz. &#8220;Bireyin topluma ahlaki bir borcu yok&#8221; diyorlar (=sekülerim+hümanizm+liberalizm), buna özgürlük adını veriyorlar. Ama vergi ödemek gerektiğini de söylüyorlar. &#8220;Toplum bireye karışamaz&#8221; diyorlar ama intihar edeni kurtarıyorlar. &#8220;Neden kurtardınız?&#8221; diye sorsak bunun yanıtını hiç düşünmediklerini fark etmeleri olasıdır. Daha iyi bir dünya düşlüyorlar, umutları var, haksızlık onları üzüyor /öfkelendiriyor, içlerindeki iyi olma itkisine parçalı da olsa boyun eğiyorlar (13:15). Buna karşın yaşamın bir anlamı olmadığını söyleyerek kendileriyle açıkça çelişiyorlar. Özgürlük diye, bir şeyin &#8220;değil&#8221;ine demişiz. Bir şeyin değilini özgürlük olarak adlandırıyoruz. Tutsak olmama durumuna demişiz. Tutsaklıktan tutsak olmama durumuna geçiş sürecine de özgürleşme diyoruz. Yani yön bildiren bir etkinlik. Peki, köle olmadığını düşünenlerin daha da özgürleşmeleri ne demek? Yani nereden, nereye doğru özgürleşiyorsun? Yolculuk nereye? Şimdiye dek nerelerden geçmiş diye tarihe baktığımızda bunu görüyoruz: Sorumluluktan sorumsuzluğa doğru. Kuran başından sonuna dek insana sorumluluğunu hatırlatıyor. Modernizm ise sorumsuzluğu, yani özgürlüğü yüceltiyor. Kuran kavgalı eşlerin arasını bul diyor, modernizm ise intihar edeni neden kurtardığını unutup &#8220;başkasının yaşamına karışma&#8221; diyor. Yani sorumluluğu inkar ediyor. Arapçada din yükümlülük demek. Kimin, neye yükümlülüğünü anlatıyor Kuran? Bireyin topluma, Toplumun Tanrı&#8217;ya, yani mutlak ve değişmez iyiye. Modernizm yükümlülüğü inkar ediyor. &#8220;Kimse benim seçimlerime karışamaz.&#8221; Ama yüz elli bin yıldır herkes herkese karışarak hayatta kalabilmişiz. Tarih, antropoloji, nörobilim, ruhbilim, hatta matematik bile diyor ki, insan hayatta kalabilmek için birbirinin hayatına karışmak zorundadır. Kendi buğdayını yetiştirip ekmeğini yapamıyorsan, çiftçinin buğdayı nasıl yetiştirdiğine, fırıncının ekmeği nasıl yaptığına karışmak zorundasın. Yani çiftçiden, fırıncıdan &#8220;özgürleşemezsin&#8221;. Çiftçiyi ve fırıncıyı istediğin gibi davranmaya yöneltmek için ideallere muhtaçsın. Bir totemin çevresinde birlikte dans etmek veya cuma günleri birlikte Kuran okumak zorundasın, sana hangisi yakınsa artık. Yoksa fazla yaşamazsın, bu kadar basit. Bilimsel, matematiksel, inkar edilemeyecek bir sağkalım denklemi bu. Gel gör ki bu apaçık gerçeği &#8220;bilim&#8221; adına reddediyorlar. Çık işin içinden çıkabiliyorsan.</p>
<p>Biraz dağınık oldu. Hazırlıksız bu kadar oluyor. Bunları derleyip toparlamayı düşünüyorum üç vakte kadar.</p>
]]></content:encoded>
						</item>
						<item>
				<title>
				Yazar: ramelage				</title>
				<link>https://gerceginkitabi.com/2017/01/05/yine-ilgilen-ama-hobi-olarak/#comment-258</link>
		<dc:creator><![CDATA[ramelage]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2017 09:19:44 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">https://gerceginkitabi.wordpress.com/?p=247#comment-258</guid>
					<description><![CDATA[Dini, hatta sadece dini değil neredeyse tüm insan eylemlerini fiziki açıklamalara dayandıran modernist sosyoloji-antropoloji-psikoloji vb. hakkında ne düşünüyorsunuz? Bunlar, sizin yaptığınız gibi Kuran&#039;ın ya da herhangi bir başka kitabın derinliklerine/detaylarına inmenin çok büyük bir zaman kaybı olduğunu, kaldı ki sizin başka bir kutsal kitap değil de Kuran&#039;a bu kadar yoğunlaşmanızın da doğmuş olduğunuz coğrafyayla ilgili olduğunu, yapılması gereken şeyin elimizde büyüteçle insan hayatına anlam aramak değil; dini bir kurum olarak değerlendirip onun ortaya çıkma sebebini doğa karşısındaki çaresizlik gibi maddi konulara indirgeyerek böyle naif, hatta &quot;saf&quot; idealler peşinden koşmamak olduğunu söylüyorlar. Beni yazın gönderdiğim yorumlardan hatırlarsınız. Bu yıl üniversite sınavına hazırlandığım için bu konulara hiç vakit ayıramadım. Sizin bu sinir bozucu, her şeyi aştığını zanneden, küçümseyici (belki yaşımdan dolayı fazla duygusalımdır ama dayanamıyorum) yaklaşım hakkındaki yorumunuzu merakla bekliyorum.]]></description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Dini, hatta sadece dini değil neredeyse tüm insan eylemlerini fiziki açıklamalara dayandıran modernist sosyoloji-antropoloji-psikoloji vb. hakkında ne düşünüyorsunuz? Bunlar, sizin yaptığınız gibi Kuran&#8217;ın ya da herhangi bir başka kitabın derinliklerine/detaylarına inmenin çok büyük bir zaman kaybı olduğunu, kaldı ki sizin başka bir kutsal kitap değil de Kuran&#8217;a bu kadar yoğunlaşmanızın da doğmuş olduğunuz coğrafyayla ilgili olduğunu, yapılması gereken şeyin elimizde büyüteçle insan hayatına anlam aramak değil; dini bir kurum olarak değerlendirip onun ortaya çıkma sebebini doğa karşısındaki çaresizlik gibi maddi konulara indirgeyerek böyle naif, hatta &#8220;saf&#8221; idealler peşinden koşmamak olduğunu söylüyorlar. Beni yazın gönderdiğim yorumlardan hatırlarsınız. Bu yıl üniversite sınavına hazırlandığım için bu konulara hiç vakit ayıramadım. Sizin bu sinir bozucu, her şeyi aştığını zanneden, küçümseyici (belki yaşımdan dolayı fazla duygusalımdır ama dayanamıyorum) yaklaşım hakkındaki yorumunuzu merakla bekliyorum.</p>
]]></content:encoded>
						</item>
			</channel>
</rss>
