
2012 yılında NTV yayınlarından çıkan ve çok satan bu çeviri kitap, çizgi-romanı andırması özelliğiyle çocuk ve genç okurları hedefliyor. Şimdi Türk gençlerine ve çocuklarına Batı Aydınlanmasının nasıl sunulduğuna bir bakalım. Okumaya devam et

2012 yılında NTV yayınlarından çıkan ve çok satan bu çeviri kitap, çizgi-romanı andırması özelliğiyle çocuk ve genç okurları hedefliyor. Şimdi Türk gençlerine ve çocuklarına Batı Aydınlanmasının nasıl sunulduğuna bir bakalım. Okumaya devam et
Bu yazıda “Tanrı’nın Öyküsü” (Story Of God) belgesel dizisini inceleyeceğim. Uzunca bir yazı olmak zorunda kaldı çünkü belgeselde yoğun bilgi var ve bu bilginin içindeki eğriyi ve doğruyu dikkatlice ayırabilmenin bir Kuran bağlısı için önemli olduğunu düşünüyorum.
Belgesel dizisi 2016, 2017 ve 2019 yıllarında ABD şirketi National Geographic’in televizyon kanallarında yayınlanmış. Ülkemizde aynı şirketin Türkçe kanallarında “İnancın Hikayesi” adıyla yayınlanmış. DVD’si de satılıyor. Yalnızca 2016’da yayınlanan altı bölümü değerlendireceğim. Okumaya devam et
Muhammed Peygamber’in Ürdün’deki Petra kentinde yaşadığı, Mekke’nin aslında Petra olduğu konulu Türkçe altyazılı belgesel bir süredir çok izleniyor ve konuşuluyor. Bu konuda daha önce free-minds.org sitesinde ciddi bir makale okumuş ve ilgili forum başlığında gezinmiş, herhangi bir yargıya varmayı ertelemiştim. Yapımcı Dan Gibson, belgesel filminde Kuran’a neredeyse hiç girmiyor ama daha önce bilmediğim bir kaç noktaya dikkat çekiyor. Ana fikir, Muhammed Peygamber’in ve dolayısıyla İbrahim Peygamber’in ocağının (Kutsal Ev’in) Mekke değil, Ürdün-Filistin sınırındaki tarihi Petra kenti olduğu. Okumaya devam et
Kitap arkası yazısından: “Profesör: Doktoranızda ne çalışacaksınız? Ertit: Hocam, ben genel algının aksine Türkiye’nin sekülerleştiğini, yani Türkiye’de dinin gücünün ve prestijinin azaldığını, yeni neslin kendilerinden önceki kuşaklara nazaran dine daha uzak olduklarını düşünüyorum. Ve doktora tezimde de bu toplumda dinin hayattan çekilmesinin ardında yatan sebepleri çalışmak istiyorum. Profesör: Affedersiniz ama, Türkiye her geçen gün kış uykusuna yatmış bir hayvan gibi İranlaşırken, siz nasıl olur da böyle bir şeyi savunabilirsiniz! (Doktoraya kabul edilmedim) Bu kitabın ortaya çıkış amacı da sosyoloji profesörlerinin dahi “kış uykusuna yatmış bir hayvan gibi İranlaştığını” düşündüğü bir ülkede dinin prestijinin ve gücünün azaldığını, gündelik yaşamdan kesitler ve akademik çalışmalar ile göstererek daha geniş kitleler ile paylaşma arzusudur.” Okumaya devam et
Bu kitap öyle bir niyetle yazılmış olmasa bile, yüzlerce sayfa tarih, din ve felsefe kitabından alacağınızı size hızlıca veren o ender kitaplardan biri. Üç yıl önce okuduğum bu kitabın değerini ve önemini vurgulamaktan acizim. Din Nedir yazısında taradığım kaynakların bir bölümüne bu kitaptaki göndermelerden ulaşmıştım. Okumaya devam et
“İkiz kule saldırılarından beri Müslümanlara potansiyel terörist gözüyle bakılan Amerika’da, bu Mevlana nasıl bu kadar popüler olabildi sanıyorsun?”
Yolum düştüğünde uğradığım kitapçının “din” reyonu büyüdü, çünkü sonradan yanına ayrı bir “tasavvuf” bölümü eklediler. Çünkü tasavvuf kitaplarının sayısı son yıllarda patladı. Atatürkçülük ve bilimsel düşünce, özgürlük gibi batı uygarlığının yücelttiği kavramlar ve değerler gözden düştükçe tasavvuf ve hurafe göze girdi. Türkler kavramları birbirine o denli karıştırdılar ki, aslında şu son yazdığım cümle aynı zamanda hem bütünüyle yanlış, hem de doğru. Öyleyse kavram bulanıklığına meydan vermemek için yerlerinden kaydırılmamış sözcüklerle anlatayım. Okumaya devam et
Taslaman, soyunun tükenme eşiğinde olduğunu düşündüğüm düşünen Müslümanların son örneklerinden. Bir dahi olduğunu düşünmüyorum elbette. Ama okuduğum kadarıyla kalıplara sıkışmışlık belirtisi göstermiyor. Bir düşünce kampına ait olma zorunluluğu duymuyor. Ve anladığım kadarıyla modernizm ve gelenekselci bağnazlık kutupları arasında bir seçim yapmak zorunda olmadığının bilincinde. Okumaya devam et
Bu kitap Öztürk’ün benim “düş kırıklığı dönemi” dediğim son birkaç yıllık döneminde yayınlandı. Düş kırıklığı, çünkü çağrısının karşılık bulmadığını görerek kendi sorularına yeni yanıtlar aradı. Kimi zevzek Öztürk’ün giderayak deist (Yaradancı) olduğunu, birkaç yıl daha yaşasa idi ateist olacağını ve doğru yolu bulacağını şakayla karışık söyleyerek sözümona adamı gözden düşürmeye çalışıyor. İşte size gelenekçi yobazlarla tanrıtanımazların bir ortak yönü daha: YNÖ çekemezliği. Öztürk, kendisini okumadan ileri geri görüş bildirenlerin öne sürdükleri gibi Yaradancılığa çağırmıyor. Ancak bunu Müslüman olamayan veya Kuran’ın ışığından pay alamayanlar için, dinsel sömürüden korunulabilecek bir güvenli mevzi olarak öneriyor. Okumaya devam et
Yaşar Nuri Öztürk bu sayfalarda ancak şükran ve saygıyla anılacak. Yeri geldiğinde fikirleri çatır çatır eleştirilecek. Çünkü boş sözle işi olmayanlar için eleştiri bir ancak bir üretkenlik kanalı olabilir. Kişi saygı duyduğu şeyi eleştirir, bu şükretmenin yollarından biridir. Bilgi bolluğuna koşut bilgi kirliliği ile tanımlanabilecek günümüzde eleştiri de hak edilmesi gereken bir nimettir. Ve bundan dolayı eleştiriye saygı duyulmalıdır. Öztürk Kuran’la hiç ilgilenmediğim yıllarda, dinsel söylemin derininde bir şeylerin çok ters gittiğinden kuşkulanmamı sağlamıştı. Yıllar sonra Kuran’ı okuduğumda anladım ki Öztürk’ün yalancılara, uydurukçulara, komploculara sövüp sayması azmış bile. Okumaya devam et
Üç Muhammed ve Yahudileşme Temayülü, Mustafa İslamoğlu’nun dikkatimi çeken ve okumaya değer bulduğum iki kitabı. Üç Muhammed’de birinci bölüm “Aşırı Yüceltmeci” yaklaşımı, ikinci bölüm “İndirgemeci” yaklaşımı tartışıyor. Bu ikisini tasavvur sayıp gerçek Muhammed’i üçüncü bölümde sunuyor. Bu blogu sinirleriniz harap olmadan okuyabiliyorsanız birinci bölümü atlayabilirsiniz. Gelenekçi-ezberci yaklaşımın aşırı yüceltici Muhammed sanrısını eksiksiz olmasa da düzgünce eleştiriyor, birinci bölümde konuya aşina olanlar için yeni bir bilgi yok. Ben ikinci bölümdeki yorumlar ve savlar üzerinde duracağım. Okumaya devam et