Eşkoşuculuk 3: Müşrik Toplumda Her Seçenek Kirlidir

Herkesin aynı anda haksız olduğunu veya önünüzdeki bütün seçeneklerin yanlış olabildiğini düşünüyor musunuz? Bu, müşrik toplumun belirtisidir.

A’ya oy vermeye eliniz varmıyor, çünkü ülke genelinde B çoğunluktaysa oyunuzun B’nin adayına gideceğini biliyorsunuz. C’ye vermeye eliniz varmıyor, çünkü C barajı aşamazsa oyunuz yine B’ye gidecek. Bu saçma seçim sistemini protesto ederek oy vermemek de içinize sinmiyor çünkü boş pusulaların hileli olarak doldurulacağını kestiriyorsunuz. Geçersiz oy atmak da içinize sinmiyor çünkü mühür basmayı beceremeyen geri zekalılardan ayırt edilmeyeceksiniz ve tepkinizi göstermiş olmayacaksınız. Doğru seçenek yok. Zaten partilerin ve adayların vaatleri ayrı bir çıkmaz. Adaylardan biri olmazsa olmaz dediğiniz bir iki önceliğinizden birini destekliyor ama öbürlerini çiğniyor. Öbür aday öbürlerinden birini destekliyor ama geri kalanı çiğniyor. Bir elin parmağı kadar bile etmeyen önceliklerinizden en az ikisini destekleyen hiçbir aday yok. Hepsi de aynı anda haksız.

Rüşvet alan memurlar köşe başlarını tutmuş mu? Başınızı sokacak bir ev yapacaksınız örneğin, ruhsat alamıyorsunuz. Nedir doğru seçenek? İlkelerinizden ödün vermeyip evsiz kalmak mı? Rüşveti verip sonra da davayı kaybetme, üstüne bir de tazminat ödeme riskine girerek memuru şikayet etmek mi? Bu kez ikiniz de haksız olacaksınız. Hakimin de rüşvetçi olmadığından emin olamıyorsunuz. Kirlenerek ev sahibi olmakla temiz evinizde ağız tadıyla oturamamak arasında bir seçim. Tarihsiz tahliye taahhütnamesi isteyen ev sahibi, “bıçak parası” isteyen sigorta doktoru, kayıt parası isteyen okul müdürü… Hepsi aynı. Bütün seçenekler yanlış.

Zulüm olduğu kesin olan yasaların uygulanması için tanıklık eder misiniz? Adamın hayatını bitireceğini bile bile karısına tokat attığına tanıklık eder misiniz? Kovid’li olduğunu bildiğiniz kişinin karantinayı delme suçundan hapse gireceğini bile bile deldiğine tanıklık eder misiniz? Yoksa yalan tanıklık edip kirlenerek görece adil bir sonuç mu yaratırsınız? Düzeni korumak mı ağır basar, adaletin sinsice ve gizlice sağlanması mı? İkisi aynı anda olamıyorsa, yani haksızlık düzen olmuşsa, adalet düzenin dışında aranıyor ise müşrik bir toplumdasınız.

Büro hizmeti iş kolunda çalışıyorsunuz ve işinizde kullandığınız bir bilgisayar yazılımı var. Yazılımcı şirket tekel olduğu için yazılımı fahiş fiyata satmaya başladı. Hatta satışı bırakıp her yıl yenilenen kiralamaya döndü. Mülkiyeti ortadan kaldırma projesine alet olmak veya kazancınızın büyük payını vergi verir gibi tekel şirkete ödemek istemiyorsunuz. Hizmeti yazılım olmadan da verebiliyorsunuz ama iş yavaşlıyor, müşterinin beklemesi gerekiyor. Ama meslektaşlarınız korsan yazılım kullandıkları için müşteriler hıza alıştılar. Lisanslı yazılım, korsan yazılım veya iş alamayıp sürünmek olmak üzere üç seçenek arasında kaldınız.

Patronunuz sizden arada bir uygunsuz işler mi yapmanızı istiyor? Çoğunluk işlerin doğru olmasına dayanarak göz yumacak mısınız yoksa temiz ve işsiz kalmayı mı seçeceksiniz? Belki aileden zenginsiniz veya işsizlik maaşı alıyorsunuz, rahatsınız. Bu kez de topluma hiçbir katkıda bulunmamayı seçmiş olacaksınız. Ama toplum kendisine hizmet edeceğiniz temiz pek bir kanal da bırakmamış görünüyor. Bütün seçenekler kirli.

Küçük işletmecisiniz ve işinizi iyi yapmaya, insanlara uygun fiyata hizmet götürmeye çalışıyorsunuz. Ama vergi yasaları küçük işletmeci için öyle adaletsiz ve acımasız ki verginizi tam verecek olsanız neredeyse çalıştırdığınız işçi kadar para kazanabileceksiniz. Vergiyi kaçıran da haklı, veren de. Dükkanı kapatıp başka bir yerde işçi olarak işe girmek, karlılığınızı korumak için çalıştırdığınız işçilerden birini çıkarmak ve öbürlerini aşırı çalıştırmak veya herkes gibi vergi kaçırmak arasında karar vermeye çalışıyorsunuz.

Tanıdığımın başına gelen bir durum: Hükümet bazı çiftçileri öteki bazılarının üzerine gerekçesiz ve haksız olarak kayırıyor ve onlara ballı kaymaklı kredi ve hibe veriyor (buz gibi “ayrımcılık”). Tanıdığım girişimci kayırılmış kesimde olmasına rağmen elini kirletmek istemediği için bunlara başvurmuyor. Ama hükümetin küçük girişimci için çiftçiliği ne kadar zor, neredeyse olanaksız hale getirdiğini de anlıyor. Hak etmediği nimetleri kullanmakla kendine (olasılıkla kirleneceği) başka işler aramak arasında bocalıyor. Zaten büyük şehre dönmek istememesinin nedeni orada temiz para kazanma veya temiz yaşama olanaklarının iyice daralmasıydı.

Genç soruyor: “Kuran buyruklarına uygun olarak temiz para kazanabileceğim bir iş kurana dek sisteme uysam olur mu?” Ne diyeceğimi bilemiyorum. O temiz başlangıcı ona yaptırabilecek tek bir Müslüman yok çevresinde. Temiz kalarak sürünmeye ve dolayısıyla ağır sınanmaya devam etmekle kirlenerek çıkış aramak arasında bir seçim yapmaya çalışıyor.

Arkadaşlarınızla bir yerde çay bile içemiyorsunuz. Kafeteryanın biri yalnızca kadın çalıştırıyor, işe daha çok gereksinen erkekleri işsiz bırakıyor. Öbürü kağıt menüyü kaldırmış, müşteriyi akıllı telefonundan bakmaya ve fişlenmeye zorluyor. Ötekisi dükkanına ve yemeklere inadına gavurca adlar vermiş, anadilinizin ırzına geçiyor. Hangi yanlışı paranızla desteklemek en az kötü? İyi yok, en az kötüyü seçiyorsunuz.

Bunların eşkoşmanın nasıl ve neden büyük suç olduğunun yanıtı olmasını umarım. Önceki yazımda da örneklerle açıkladığım üzere eşkoşmak, yani neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda Allah’ın dışında, yani gerçeğe aykırı otoriteler belirlemek toplumu sistemli olarak çökertir. Tekil suçlarla değil, sistemli olarak. Haksızlığı bir kural haline getirir, böylece haksız haklıyı, kirli iş temiz işi kovar. Temiz kalmak isteyenlerin hareket alanı sürekli olarak daralır. Yaşamı yok pahasına zorlaştırır. Emeği, zamanı, enerjiyi ve dolayısıyla nimeti boşa harcatır. Verdiğim örneklerin hiçbiri yeni ahlaki çıkarımlar yapılmadan veya ilkeler konmadan çözülemez. Yani mevcut ahlaki varsayım ve düsturlarla çıkarılacak yeni yasalarla çözülemez.

Bunları dinin bireysel olmadığının, İslam’ın ancak bir toplum düzeni olarak yaşanabileceğinin fazladan kanıtları da sayabilirsiniz.

Küskünlük veya yılgınlık aşılamaya çalışmıyorum. Yalnızca neyin ne olduğunu saptıyorum. Verdiğim örneklerin hepsinde bir seçimim var. Ama seçeneklerin hiçbiri temiz seçenek olarak öbürlerinin yanında parlamıyor. Bu yaşamın olağan seyri değildir, olmaması gerekir. Bunu kanıksamamamız, buna alışmamamız gerekiyor. Yoksa en az kötü olanı seçecek veya iyiyi yaratacak güdülenmeyi yitiririz.

 

Bir Cevap Yazın