Kuran’ın İniş Sırası Yanlış Mı?

“Kuran’ı kitap sırasıyla mı okumalı, nüzul sırasıyla mı?”

“İniş sırası doğru ise, Hz. Osman bu kitabı neden şimdiki sırayla yazdırdı?”

Bu ve benzeri sorularla aşağıdakiler ilgisiz gibi görünse de çok yakından ilintilidir:

“Kuran neden konularına göre bölünmemiş?”

“Kuran neden daldan dala atlıyor?”

“Kuran’da neden konu sürekli değişiyor?”

“Muhammed’in kafası mı karışmış?”

“Evet, Kitap eksiksiz olarak korunmuş ama herhalde sırasını karıştırmışlar.”

“Kuran anlaşılmıyor, konu bütünlüğü yok.”

Bu yazıda bu soru ve savlara olgunlaşmış bir yanıt vermeyi denemeyeceğim. Bunun yerine bunlara yanıt vermek için önce halletmemiz gereken bir konudan söz edeceğim. Okumaya devam et

Eşkoşma Örnekleri

Şirk, Allah’tan başkasına tapma, Allah’a ortak koşma, Tanrı’ya eş koşma, sahte tanrılar edinme, çoktanrıcılık… Bunların hepsi de sık duyduğumuz ve aynı anlama gelen adlar. Kuran’ın ve bütün Tanrı elçilerinin mesajının tek cümlelik özeti, insanların eşkoşmaktan vazgeçmesinin öğütlenmesidir. Kuran’a göre toplumların /uygarlıkların yok edilme nedeni de eş koşmalarıdır. Öyleyse buna “önemli bir konu” demek bile haksızlık olur. “Kuran’ın onda dokuzu eş koşmaktan sakınmaktır” desek herhalde yeridir. O zaman Müslüman olsun, olmasın Kuran’ı yorumlayanların her şeyden çok bu konuya yoğunlaştıklarını görmemiz gerekir, öyle değil mi? Ama görmüyoruz.

Gördüğümüz popüler örnekler de ne yazık ki konunun özünü yakalamakta başarılı değiller. Sonia Cihangir, Kuran’ı anlama konusunda içtenlikli çabaları olduğunu düşündüğüm ve izlediğim biri. Kendisi nedense yazmayı değil, kürsüden anlatmayı yeğliyor. Son videolarından birinde eşkoşmayı konu etmiş. Gelenekçi yorumcuların hatasını yinelemiş; olayı somutlaştırmamış. Bunun üzerine konunun nasıl anlatılması gerektiğinin bir denemesini yapmaya karar verdim. Okumaya devam et

Kuran Nasıl Okunur veya Kuran Kendini Nasıl Okutur – Bir Deneme Daha

“Kuran’da şu yazıyor, bu anlatılıyor” gibisinden yazı /kitap yazmanın, yorum yapmanın kendine özgür bir niteliği var. Bu nitelik, anlatılan şeyin Kuran’ı zaten okuyor olmayanlarca neredeyse anlaşılmaması. Bu gerçekten tuhaf ve özgün bir kitap. Ve fakat kendini her türlü iftiradan, lekeden, çelişkiden koruyabilen bir kitap. Yalnızca yanına varıp “Anlat bana!” demeniz gerekiyor. Okumaya devam et

Tavsiye Ettiğim Kitaplar (veya Ne Kitaplar Sevdim Zaten Yoktular)

Faiz ve banka konusunda yazdığım yazıyı okuyanlardan veya banka düzeni karşısında takınmamız gereken tutumu tartıştıklarımdan hep benzer tepkiler alıyorum. Faizsiz bir düzen düşleyemiyorlar. Düşleyemedikleri için doğal olarak yaptığım çıkarımları, verdiğim yargıları kabullenemiyorlar. İçine doğduğumuz ve içinden hiç çıkmadığımız ortamların varlığı bizi farklı bir ortamı düşlemekten alıkoyuyor. Suyun dışını kafasında canlandıramayan balıklar gibiyiz bir anlamda. Ancak belli bir tarih ve toplum bilgisine eriştikten sonra anlayabiliyoruz bundan başka yaşam biçimlerinin de var olduğunu. Kuran’ı da ancak bu ufuk genişliğimiz ölçüsünde anlayabiliyoruz. Okumaya devam et

Müslüman Doğmayanın Suçu Ne?

“Müslüman ülkede doğmayanların suçu ne? Müslüman olmayanlar cennete girecekler mi? Yahudi ve Hristiyanlar cennete girecekler mi?…” Bu ve benzerleri aslında aynı soru. Anlamı bilerek veya bilmeyerek perdelenen sözcüklerin varlığı, bu tür sorulara kimseyi tatmin etmeyen yanıtlar verilmesine ortam sağlıyor. Örneğin Kuran’daki Arapça din sözcüğü ile Türkçedeki din sözcüğünün bambaşka anlamlara sahip olduğundan habersiz kişiler bu soruyu yanlış yanıtlamak zorundalar. Kuran’ı yetersiz bulup sözde hadisişeriflere bakanlar zaten hepten kayboldular… Doğru yanıtın özeti aşağıda. Okumaya devam et

Kuran Müslümanı’nın Asgari Donanımı (Okuryazar Olmayandan Kuran Bağlısı Olur mu?)

Sık yaşadığım bir durum: Kuran’ı yorumlayan bir yazar veya konuşmacı, çalışma alanındaki yetkinliğiyle yaptığı çıkarımların yanına bilimle veya kültürle veya öteki dinlerle ilgili öyle bir yanılgı ekliyor ki “çok yazık!” demekten kendimi alamıyorum. Veya nitelikli ürününü öyle kötü bir dil ambalajına sarıyor ki sıradan bir okurun kullanıp yararlanması olanaksız. Veya öyle can alıcı saptamalarda bulunuyor ki, kitabın kaynakçasını açıp baktığımda Avrupa dillerinde tek bir kaynak göremeyince “Bir de yabancı dil bilseydi kim bilir nasıl bir kitap olacaktı!” diye hayıflanıyorum. Veya toplumun var olmasını sağlayan fizik ve matematik yasalarından habersiz olduğu için iyi öğrendiği kuramı uygulamaya çevirmeye çalışırken olmadık potlar kırıyor. Okumaya devam et

Arapça Sözcük Denkliği ve Anlam Kıyımı

Kuran’la ilk tanışmamız ne ‘hoca’da olur, ne camide, ne de ‘Kuran Kursu’nda. Bunların Kuran’la ilgileri yoktur. Kuran’la ilk tanışmamız onun çevirisiyle (veya mealiyle) olur. Kimi okur, çelişkiler bulur, vazgeçer. Kimisi de terimlerle dolu olduğu için anlaşılmaz bulur. Kuran’ın bütününü veya bir parçasını çevirenlere veya onun üzerine yorum yapanlara anlatmakta zorlandığım bir konu var:

Arapça kökenli Türkçe sözcüklerin anlamları, Arapça orijinallerine denk değildir! Okumaya devam et

Kuran’da Başkanlık Sistemi ve Referandum

Başlığı görünce “Kuran’da başkanlık sistemi ne gezer, ne saçmalıyor bu adam?” dediyseniz size bir soru: Yaşam dinsel ve dinsel olmayan diye ikiye ayrılır mı; Kuran’da böyle bir ayrım var mı? Bir soru daha: Kuran bir din kitabı mı? Evet, Kuran’da demokrasi de yok, teokrasi de, monarşi de… Ama adalet var, denge, ölçü, iyilik var. Asliye ceza mahkemesi, Yargıtay da yok Kuran’da ama hukuk var. Başkanlık sistemi yok ama bu Kuran’ın, dolayısıyla yazarının bu konuda bir fikri olmadığı anlamına gelmez. Haşa! Tek bir insan eylemi söyleyebilir misiniz ki Allah’ın o konuda bir söyleyeceği, eyleyeceği olmasın? Kuran yere sigara izmariti atanlardan söz etmiyor, suçun ve suçlunun büyüğünden söz ediyor. Sık sık, dönüp dolaşıp Allah’ın yolundan dönenlerden, tek ve gerçek Tanrı’dan başkasına tapanlardan ve tanrılık taslayanlardan söz ediyor. Bunların nasıl ve neden yok edilme gerekçesi olduğunu anlatıyor. Okumaya devam et

“Yine İlgilen Ama Hobi Olarak…”

Gelenekçi din algısı, din kavramını yaşamın tümünü açıklayan sonsuz kapsayıcılıkta bir öğreti veya bütün kuralların üzerinde bir hukuk ilkesi olarak değil, parçayı açıklayan ve bütünü bireysel deneyime ve bilgi birikimine bırakan bir özel ilgi alanı durumuna düşürmüş. Yaşamın her alanında yaşanan ahlaki çıkmazları veya geniş gri alanları gelenek dinlerinin bilenlerine (örneğin “hoca”lara) sorduğumuzda aldığımız –veya aslında alamadığımız– yanıtlar bu yitikliği göz önüne seriyor. Okumaya devam et