“Muhammed Postacı mıydı?”

Kuran’ı, yanına mezhep kitaplarını koymadan, anlamını gelenekçi yorumların sınırlamalarına maruz bırakmadan, bugün iniyor gibi anlamak gerektiğini savunanların sayısı artıyor. Buna karşılık, karşıt görüşün sıkça yönelttiği “Peygamberin örnekliğine gerek yoksa Muhammed Postacı mıydı?” sorusuna verilmiş gerçek bir yanıta rastlamadım. Bu kısa yazıda bunu deniyorum. Yazıyı aynı zamanda Neden Yalnızca Kuran? kitapçığımın içine bir alt başlık olarak ekledim. Eleştirenden Allah razı olsun. Okumaya devam et

Kuran’ı Neden Sürekli Okumalı?

Kimi filmleri izledikten sonra birine vermez, saklarız. Kimi kitapları okuduktan sonra birine vermez, ikinci kez okumak için saklarız. Çünkü iki veya daha çok kez izlendiğinde veya okunduğunda zevk veren anlatılar vardır, bunu biliriz. Zevkin ötesinde esin ve bilgi de verebilir bunlar, duygu da yaşatabilir. Onun için filmler arasında yeniden izleme değerine göre ayrım yaparız. Kitaplar arasında da yeniden okuma değerine göre ayrım yaparız. Kitapları ikinci kez okumanın yararları türlü kaynaklarda şöyle sıralanıyor: Okumaya devam et

Bugün Allah İçin Ne Yaptın?

Bugün kaç rekat…
Bugün hangi sorunu çözdün?

Bugün hangi sorunu saptadın ki çözüm aramaya başlayabilesin?
Bugün kendininkiler dahil hangi acıyı hafiflettin?
Bugün kendininkiler dahil hangi gereksinimleri giderdin?
Bugün tinsel anlamda neyin eksikliğini duydun ki ilerleyesin?
Bugün ne öğrendin?
Bugün ne öğrettin?

Dinden Boşalan Yeri Din Doldurur

Dil Derneği sözlüğü “din”i insanların anlayamadıkları, karşısında güçsüz kaldıkları doğa ve toplum olaylarını, gizemsel nitelikteki güçlerle açıklamaya yönelmeleri olgusu olarak tanımlıyor. TDK sözlüğünün tanımı şu: Tanrı’ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum. Kuran ise din sözcüğünü kişinin yaşamına verdiği anlam yerine kullanıyor. Okumaya devam et

Kuran’ı Nasıl Okumalı?

Kuran’ı nasıl okumalı sorusunun birden çok doğru yanıtı olabilir. Bu yanıtlar çoğunlukla öznel olur. Kuran’ın kendisi okuruna onu nasıl okuması gerektiği konusunda buyruklar verir ve öneriler sunar ama kişiye dinini nasıl bulacağı, gerçeğe nasıl ulaşacağı veya nasıl ereceği konusunda kısa bir reçete yazmaz. Kuran’dan çıkarılacak her kısa reçete yetersiz olacaktır. Kitabın 600 sayfa olmasının bir nedeni olmalı, değil mi?

Ben önerimi düzen ve yol olarak ikiye ayıracağım. Okumaya devam et

Akılcı, gerçek din ile gelenek dini arasındaki farklar

İşte herkese kendini gözden geçirmesi için bir düşünme alıştırması. Hangisine yakınsın, gelenekten sıyrılabildin mi, “şimdi”nin ve “burada”nın ötesine geçebildin mi? Yaşamın anlamına yani dine kültürler ve zamanlar üstü, değişmez ve nesnel bakış açısını edinebildin mi?

  • Gelenek dini, karşılığın yalnızca ölüm ötesinde olduğunu söyler. Gerçek, yani akılcı dinde karşılık hem bu dünyadadır hem ölüm ötesinde. Bu dünyadaki karşılığa tanık olunur, ölüm ötesindeki karşılık bilgelik düzeyine göre umulur, sezilir veya bilinir.
  • Gelenek dini bilmediğin kanıtsız şeylerin ardından gitmeni ister. Gerçek din yalnızca aklına yatanı kabul etmeni söyler. Gelenek dininin çoğu sanıdır, azı bilgidir. Gerçek dinde sanı sürekli denetim altındadır. Sanının yerini sezgi, sezginin yerini eleştirel düşünce almalıdır.
  • Gelenek dininde biçim her şeyin önündedir. Gerçek dinde biçime değil içeriğe, kabuğa değil öze bakılır. Aynı öz çok başka biçimlerde kendini gösterir. Her çiçek başka açar. Gelenek törene önem verir. Gerçek din ise anlama, amaca, niyete, arınmaya…
  • Gelenek dini olayları alın yazısına, doğaüstüne bağlar. Neden sonuç ilişkisi kurmadığı için gelenekçi bakış kadercilik gibi gerçekdışı inanışlar uydurmuştur. Özgür irade ve sorumluluk arasında bir bağ kurmaz. Gerçek din sürekli neden-sonuç ilişkisi arar. Bu ilişki bu evrenin iş ve oluşları için de, ölüm ötesi yaşam için de geçerlidir.
  • Gelenekçi din yaşamı iki parçaya ayırıp dinle ilgili parçada aklı kökünden reddeder, yerini içi boş inançla doldurmaya çalışır. Gerçek dinde, aklın güç yetiremediği noktada tevekkül denen güvene başvurulur.
  • Gelenek dini madde ve anlam dünyalarını ayrı görür. Gerçek din evreni tek görerek Kitap’taki ve yaşamdaki işaretleri “bu dünya ile ilgili olanlar ve ötekiler” veya “inananlara gelenler ve inkarcılara gelenler” diye ayırmaz.
  • Gelenek dinini izleyenler, birilerinin öznel doğrularına “içtihat” deyip sorgulamaktan vazgeçerler. Gerçek dini izleyenler ise öznelliğin herkese ait olduğunu bilirler ve Tanrı’dan başka her özneyi sorgularlar.
  • Gelenek dinini izleyenler gerçeğe değil yaygın olana tutsak olmayı seçerler. Gerçek dini izleyenler yaygın olanı sorgularlar, gerçekle özgürleşirler.
  • Gelenekçiler durumlarından memnundurlar ve umutsuzdurlar. Gerçek dini benimsemiş olanlar durumlarından değil, ancak sağladıkları iyileşmeden memnun olabilirler. Hep daha iyisine yönelirler ve umutludurlar.
  • Gelenek dinini izleyenler Kuran’ı okudukça kendi toplumlarına, kültürlerine, tarihlerine, kimliklerine yabancılaşırlar. Gerçek dini izleyenler Kuran’ı okurlarsa yurtseverlikleri artar.
  • Gelenek dini gerektiğinde zorlama ve dayatmalarla korunması gereken kırılgan bir öğretidir. Gerçek dinin kimsenin korumasına gereksinimi yoktur. Çünkü varlığı hiç bir simgeye, giysiye, yapıya bağlı değildir.
  • Gelenek dini koşulları var eden yasalara değil koşulların kendisine teslim olmayı öğütler. Gerçek din geçici ve değişken koşullara değil evrensel yasalara, bir başka deyişle bu yasaları var edene teslim olmayı öğütler. Gelenekçi din için koşullarda çözülemez bir sır, bir bilgelik vardır. Gerçek din için koşullar yalnızca birer veridir.
  • Gelenek dininde yalnızca o dine özgü simgesellik ve terimlerle tanımlanabilecek dindarlık kavramı vardır. Gerçek dinde bu kavramın yerini onur, dürüstlük, iyilik, iyilikbilirlik gibi tanımı yer ve zamanla değişmeyen evrensel erdemler almıştır.
  • Gelenek dininde varlık, yaşam ile ölüm ötesi, madde evreni ile ruh evreni biçiminde ikiye ayrılmıştır. Gerçek dinde yaşam ve ölüm sonrası yaşam, madde evreni ve anlam evreni tek bir bütündür.